www.esir5.webbyen.dk 4. sahife

 
Sule Yüksel Senler’in hapishane yazdigi “Rabbil Alemin” siirinin bir bölümü;
good.gif clapping.gif
Sule yüksel Senler, Agabeyi Üzeyir Senler, Zübeyir Agabey, Bediüzzaman, Annesi Ümran Senler,
Babasi Tahsin Senler:
good.gifclapping.gif 
Tayyib Erdogan ve  Emine Erdogan’in evlilikleri.  Sule Yüksel Senlerle Tercüman Gazetesinin bir röportaji:
good.gifclapping.gif
Sule Yüksel Senler – Emine Erdogan
good.gifclapping.gif 
Sule Yüksel Senlerle hayatini anlatan bir röportaj:  Acizane.com sitesinden
good.gifclapping.gif 
Kelepceli Fikirler siiri + iki siir ve bir yazisi –   Sule Yüksel Senler
good.gifclapping.gif
Sule Yüksel Senler – Nuriye Akman   Zaman Gazetesi
good.gifclapping.gif
Sule Yüksel Senler – Kardesi Danimarkada Gonca Alev hanim – Necip Fazil Kisakürek
good.gifclapping.gif
Danimarkada Aysenur Alev, Askeri Mehterde Basörtüsü yasagi ve teyzesi Sule Yüksel Senler:
good.gif clapping.gif
Timurtas Hoca: 7 yasina gelen cocuklariniza namazi ögretin! Hadisi Serif…
good.gif clapping.gif
Büsra Cigerciden Filistin ve Hadi Ammar Marslari
 good.gif clapping.gif
Kuran okuyan Japon cocuklar;
good.gifclapping.gif
Lozan – Kadir Misiroglu    http://www.youtube.com/watch?v=uFgRSNrRgG0&NR=1
good.gifclapping.gif
kadir mısıroğlu lozan tartışması, 1.kısım( sevr bir projedir
good.gifclapping.gif
Necip Fazil Kisakürek –  Genclige hitabe                                                             http://youtube.com/watch?v=–r2LA5xZEQ&mode=related&search=
good.gifclapping.gif
Hak yol islam yazacagiz – Ugur Isilak
good.gifclapping.gif
Sakarya (Türkiyem) siiri ;   Necip Fazil’in kendi sesinden
good.gifclapping.gif
Necip Fazil kendi hayatini anlatiyor ve siir okuyor.
good.gifclapping.gif
Tabut siiri    Necip Fazil 
good.gifclapping.gif 
Danimarkada ve istanbulda Ramazan Ayini yasamak?    Aysenur Alev                                                   http://www.risale-inur.org/yenisite/moduller/haber/index.php?sid=29
good.gifclapping.gif 
good.gifclapping.gif 
Sehidin Türküsü 
good.gifclapping.gif 
Kalksam ve Dirilsem :  Esref Ziya Terzi
good.gifclapping.gif 
kenan hudabi – uyan ey gözlerim: Sözleri Padisah sultan Murad Han, Müzik Polanyali mühtedi bir vezir.
good.gifclapping.gif 
Ah Filistinim!
good.gifclapping.gif 
Filistinli Kız Çocuğu { Babamı İstiyorum } :   Babami hic öpmedim…
good.gifclapping.gif
Filistinli KIZ
good.gifclapping.gif 
Irak-Amerika savaşı ve israil-Filistin savaşı fotoğrafları
good.gifclapping.gif 
Filistinli Kızın Feryadı
good.gifclapping.gif 
savaş, ölüm, filistin, ırak, lübnan, afganistan, çocuklar
 good.gifclapping.gif
 
<A href=”http://ad.doubleclick.net/jump/you.watch/filmsandanimation;sz=728×90;ord=123456789?” target=_blank><IMG height=90 alt=”” src=”http://ad.doubleclick.net/ad/you.watch/filmsandanimation;sz=728×90;ord=123456789?” width=728 border=0></A>

Kimsenin Sesi Çıkmayacak filistin İsrail

http://youtube.com/watch?v=bEmzQx7WnIo&mode=related&search=

 good.gifclapping.gif

<A href=”http://ad.doubleclick.net/jump/you.watch/peopleandblogs;sz=728×90;ord=123456789?” target=_blank><IMG height=90 alt=”” src=”http://ad.doubleclick.net/ad/you.watch/peopleandblogs;sz=728×90;ord=123456789?” width=728 border=0></A>

A Deedat answers J Smith from the grave on Bible and Quran

http://www.youtube.com/watch?v=kNynoTWVxDk&NR=1

good.gifclapping.gif Yusuf Estes talks about journey to Islam

good.gifclapping.gif 
Ahmed Deedat vefat etmeden önce. Kopenhagda ingilizce konferansinda hayran oldugum Müslüman!
 good.gifclapping.gif 
<A href=”http://ad.doubleclick.net/jump/you.watch/peopleandblogs;sz=728×90;ord=123456789?” target=_blank><IMG height=90 alt=”” src=”http://ad.doubleclick.net/ad/you.watch/peopleandblogs;sz=728×90;ord=123456789?” width=728 border=0></A>

Bacim Siir ( Basörtü ) – Ahmet Koc ( Damar )

 
good.gifclapping.gif 

 
 
good.gifclapping.gif 

 

Bazi güzel yazilar:

Mus’ab Ibn-i Ümeyr (r.a)

Yazan: zulfikar 22 Jun 2007

Mus’ab Ibn-i Ümeyr (r.a)

Ashab-ı kirâm’ın ileri gelenlerinden Künyesi Ebâ Muhammed’tir. Mekke’nin zengin ailelerinden olup, yakışıklı ve güzel giyinen bir gençti. Anne ve babası onun üzerine titrerdi. Özellikle, Mekke’nin en zenginlerinden sayılan annesi, oğluna güzel elbiseler giydirir ve güzel kokular sürerdi. Mekkeliler de onu hayranlıkla seyrederlerdi. Bir defasında Hz. Peygamber de onun hakkında şöyle buyurmuştu: ‘Mekke’de Mus’ab b. Umeyr’den daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve nimetler içinde yüzen başka bir genç görmedim’ (İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, Beyrut 1960, III, 116).

Mus’ab, Mekke’de o günün şartlarına göre zenginlik ve ihtişam içinde yaşarken, Hz. Peygamber(s.a.s)’in insanları İslâm’a davet ettiğini öğrendi. Fazla vakit kaybetmeden Hz. Peygamber’e giderek iman edip müslüman oldu. O sırada Mekkeliler, müslümanlara yoğun bir baskı uyguladığından, Hz. Mus’ab müslüman olduğunu ailesinden gizlemek zorunda kalmıştı. Ama o, Peygamberimizi gizlice ziyaret etmeyi de ihmal etmezdi. Ne var ki Osman b. Talha, Mus’ab’ın namaz kıldığını görüp durumu annesi ile akrabalarına bildirmişti. Bunun üzerine akrabaları yakalayıp hapsettiler. Mekke’nin bu nazlı ve zengin genci için artık çile dolu zor günler başlamıştı.

Habeşistan’a hicret eden ilk kafileye katılıncaya kadar hapiste tutulan Hz. Mus’ab, hicret imkanı çıkınca, dinini daha rahat bir şekilde yaşayabilmek için Habeşistan’a hicret etti. Habeşistan dönüşünde Hz. Mus’ab’ın durumu tamamen değişmiş ve bu nazlı delikanlının yerini, kalbi İslam ve imanla dopdolu iradesi güçlü kuvvetli, metin bir genç almıştı. Annesi ondaki bu kararlılık ve metaneti görünce, üzerindeki baskısını biraz hafifletmek zorunda kaldı.

Bu sırada Birinci Akabe Beyatı olmuş ve Medinelilerden bir grup İslâm’ı kabullenmişti. Kendilerine İslâm’ı anlatmak ve diğerlerine de tebliğ yapmak için Rasulullah’tan bir öğretici istediler. Hz. Peygamber de bu önemli görev için Hz. Mus’ab b. Umeyr’i görevlendirdi. Hz. Mus’ab onlara hem namaz kıldıracak, hem Kur’an öğretecek, hem de diğer insanlara İslâm’ı anlatacaktı ve yeni kimseleri İslâm’a davet edecekti.

Böylece Medine’ye ilk hicret eden sahabi Mus’ab b. Umeyr oluyordu. Medine’de ilk cuma namazını da Mus’ab b. Umeyr kıldırdığı kaynaklarda ifade edilir (İbn Sa’d, a.g.e., III, 118).

Bir yıl sonra Mekke’ye, hac mevsiminde yanında yetmiş kişi ile gelen Mus’ab b. Umeyr, Hz. Peygamber (s.a.s)’e İslâm’ın Medine’deki hızlı yayılışının müjdesini verirken şöyle demişti: ‘İslâm’ın girmediği ve konuşulmadığı ev kalmadı.’ Başta Hz. Peygamber olmak üzere bütün müslümanlar bu habere çok sevindiler. Oğlunun Mekke’ye döndüğünü haber alan annesi onu tekrar hapsetmek istedi. Ancak Mus’ab bütün bunlara karşı olgun bir müslüman tavrını takınarak imanında direndi ve annesini bundan vazgeçirdi. Onun annesini İslâm’a daveti bir sonuç vermediği gibi annesi de Mus’ab’ı yolundan döndürememişti.

Hz. Peygamber (s.a.s)’in yanında iki ay kadar kalan Mus’ab b. Umeyr, Hicretten on iki gün önce Medine’ye vardı. Hz. Peygamber (s.a.s) onu Sa’d b. Ebî Vakkas (r.a) ve Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a) ile kardeş ilan etmişti (İbn Sa’d a.g.e., III, 120).

Bedir savaşında muhacirlerin sancağı onun elindeydi. ‘Rasûlullah’ın bayraktarı’ olarak ün yapmıştı. Uhud savaşında da sancak yine onun elindeydi. Savaş esnasında müslümanların gerilediğini gören Mus’ab b. Umeyr, atını sağa sola doğru sürüyor ve yüksek sesle şu ayeti okuyordu: ‘Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce birçok peygamberler gelip geçmiştir’ (Alu İmrân, 3/144). Bu ayetin Uhud gününe kadar nazil olmadığı ve o gün giderildiği rivayeti, Hz. Mus’ab’ın Allah katındaki değerini ifade eder (İbn Sa’d, a.g.e., III,120,121). Uhud Gazvesinde İslâm ordusunun sancağını taşıyan Mus’ab b. Umeyr’in önce sağ kolu kesildi. Hemen sancağı sol eline alarak savaşa devam etti. Fakat ardından sol eli de kesildi. Bu defa vücuduyla sancağa sımsıkı sarıldı ve yukarıdaki ayeti okumaya devam etti. Sonunda müşriklerin bir mızrak darbesiyle şehid oldu. Sancağı hemen Suveybit b. Sa’d ve Ebû’r-Rûm b. Umeyr adlı sahabiler aldılar.

Hz. Mus’ab şehid olarak yerde yatarken, günün sonlarına doğru, Hz. Peygamber (s.a.s) Mus’ab’ı elinde sancakla gördü ve ‘İleriye git ey Mus’ab!’ diye emretti. Fakat o kişi geri dönerek ‘Ben Mus’ab değilim’ deyince Hz. Peygamber onun Mus’ab kılığında savaşan Allah’ın meleklerinden biri olduğunu anladı (İbn Sa’d, a.g.e., II, 121).

Uhud savaşında Ashab-ı kiram’ın ileri gelenlerinden birçok kimse şehid oldu. Hz. Mus’ab b. Umeyr de şehidler arasındaydı. Hz. Peygamber (s.a.s)’in ne kadar üzüntülü olduğu yüzünden okunuyordu. Mus’ab’ın mübarek na’şının başucunda oturarak, Uhud şehidleri hakkında nazil olduğu bildirilen şu ayeti okudu: ‘Mü’minlerden öyle er kişiler vardır ki, Allah’a verdikleri sözde sadakat ettiler. Kimi adağını ödedi şehid oldu. Kimi de (şehid olmayı) bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler’ (el-Ahzab 33/23). Sonra Hz. Peygamber diğer sahabilere, şehidlere yaklaşıp selam vermelerini söyledi ve verilen selamların şehidler tarafından alınacağını ifade etti (İbn Sa’d, a.g.e., III, 121).

Hz. Mus’ab şehid edildiğinde kırk yaşlarında idi. Bir zamanlar zenginlik ve refah içinde yaşayan bu değerli insanı kefenleyecek bir örtü dahi bulunamamıştı. Hz. Peygamber, yanına geldiğinde Mus’ab b. Umeyr eski bir hırkanın içinde saçları dağılmış, vücudu ise kılıç ve mızrak darbeleriyle parçalanmış bir durumda yatıyordu. Hz. Peygamber üzüntülü bir halde şunları söyledi: ‘Seni Mekke’de gördüğümde, senden daha güzel giyinen, senden daha yakışıklı kimse yoktu. Şimdi ise, kefen olarak sarılmış hırkadan başın dışarıda kalıyor.’ Sonra onun için de bir kabir açtılar ve o mübarek sahabiyi de Uhud şehidleri arasına defnettiler.

Allah yolunda canını feda eden bu aziz şehid sahabi için Ashab-ı Kiram’dan Habbab (r.a) şunları anlatıyor: ‘Biz Hz. Peygamberle birlikte Medine’ye yalnız Allah rızası için hicret ettik. Artık mükâfatını Allah’tan bekleriz. Arkadaşlarımız arasında bu nimetlerden tatmadan âhirete gidenler vardır ki Mus’ab b. Umeyr bunlardan biridir. O Uhud günü şehid olmuştu da, kendisini saracak bir kefen dahi bulamamıştık. Yalnız şehidin bir kaftanını bulmuş ve bu aziz şehidi ona sarmaya çalışmıştık. Ancak başını örterken ayakları açılıyor, ayaklarını kapatırken de başı açığa çıkıyordu. Bu yoksulluk karşısında Hz. Peygamber bize şehidin başını örtmemizi ve ayaklarının üstüne de izhîr denilen kokulu ottan koymamızı emretti’ (Buharî, Cenâiz 27; İbn Sa’d, a.g.e., III, 121).

Mehmet Emin AY

http://www.risale-inur.org/yenisite/moduller/bilgi/index.php?id=44

Yazı kategorisi: Hayât’üs Sahâbe | Yorum Yok »

Seher Vaktinin Fazileti

Yazan: zulfikar 13 Jun 2007

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-den rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;

“Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçde biri kaldığı sırada dünyâ semâsına nüzul eder ve şöyle buyurur: ” Bana duâ eden var mı, duâsına icabet edeyim? İstediğini vereyim. Bana istiğfar eden var mı, onu mağfiret edeyim? (1)

Bu hadîs-i şerîf, gecenin son üçde birinin vakti icabet olduğuna büyük müjdelerle beraber delâlet etmektedir.

“Gece yarısında semânın kapıları açılır ve bir münâdî şöyle seslenir: “Hiç duâ eden var mı, icâbet olunsun, bir şey isteyen var mı verilsin, bir sıkıntıda olan var mı kurtarılsın. Her hangi bir duâ ile duâ eden hiç bir müslüman yoktur ki Allah Teâlâ ona icabet etmiş olmasın. Ancak şehveti için koşan zinâkâr kadınla ayyaş ve işret ehli müstesna. ” (2)

“Gecede bir saat vardır. Müslüman bir kulun dünyâ ve âhiret işinden istediği her hangi bir hayır varsa ve duâsı o saate gelirse muhakkak Allah ona dileğini verir. Bu her geçe vardır. ” (3)

“Saatlerin efdali gecenin son kısmıdır.” (4)

Üç kişi vardır ki onlar İblis’den ve askerlerinin şerrinden masûndurlar:

1- Gece ve gündüz Allah’ı çok zikredenler,

2- Seher vakitlerinde istiğfar edenler,

3- Allah’ın haşyetinden ağlayanlar.” (5)

(1) Buhârî, Teheccûd, 14;
(2) İbn Hanbel, Müsned, 4/217, 3/34, 43, 94.
(3) Tirmizî, Vitr, 16; Nescî, Mevâkit, 35.
(4) Ibn Hanbel, Müsned, 4/385.
(5) el-Camiû’s-Sağir.

Yazı kategorisi: Hadis-i Şerif | 1 Yorum »

İBN-İ TEYMİYYE (Üstad Necip Fazıl Kısakürek’den…..)

Yazan: zulfikar 27 May 2007

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’den…..

İBN-İ TEYMİYYE

Şimdi bütün bu yolu kaybedişlerin, çamura saplanışların, her şeyi beş hasseden ibaret kuru akıl çerçevesine döküşlerin; ona da nasıl inandıkları ayrı bir mesele teşkil etmek üzere “Nas-Kur’ân hükmü” dışında hiç bir şey kabul etmeyişlerin ve Kur’ân’ı kuru akla göründüğü gibi ele alışların baş temsilcisi İbn-i Teymiyye’ye sıra geliyor.

Sekizinci Hicrî Asrın bu kuru kafası, kendisinden birkaç asır ilerideki Vehhabîliğe, ondan 1 asır sonra da Mısırlı Muhammed Abduh ve Efganlı Cemaleddin’e (Cemaleddin-i Efganî) uzaktan ve yakından ana zemini kurmuş ve İslâmı yıkılmak üzüre bir bina farzedip onu dışından payandalamak isteyen daha sonraki (reform)culara doğrudan doğruya veya dolayısiyle dayanak olmuştur.

Bir âlim, evet… Fakat… Kuru, hedefini şaşkın, sır âleminin vecde düşürücü müşahedesini kaybetmiş ve derinliğine hikmet ufuklarını karanlığa boğmuş bir ilim, hiçbir şey bilmemekten daha kötüdür. îbn-i Teymiyye bu ikinci sınıfın baş örneğidir; ve mesleği, kısaca, şeriati dış çehresiyle ele almak, onu uzunluğuna ve genişliğine ele alırken derinliğinden mahrum ederek hacimden uzaklaştırmak ve satıh haline getirmek ve bu yolda İslama bir nevi maddecilik ve kuru akılcılık getirmeye kalkışmış olmaktır. Yâni İbn-i Teymiyye, şeriati doğrulayıcı akla, onun gördüğünden-ötesini kabul etmemekle, farkında olmaksızın bir nevi selâhiyet ve hâkimiyet tanımış oluyor ki, akla böyle bir selâhiyet ve hakimiyet tanımak, hem aklı, hem imanı anlamamak ve dalâletin en dipsizine düşmek oluyor. Eğer insan “ben Kur’an-ı aklımla tefsir ederim” dese de tefsiri Beyzavî Tefsirinin aynı olsa yine küfürdedir. Aynı akılla Allah’ı inkâr edenler, ters tarafından İbn-i Teymiyye ile aynı daire içinde mahpusturlar. Bu bahis gayet girift ve uzundur ve İbn-i Teymiyye mektebinin bazı ihtilâtları, hattâ son zamanlarda yurdumuzda talebe kaydetmeye kadar giden sirayetleri ve kolayca yerleşme avantajı bakımından ne kadar üzerinde durulsa yeridir. Akla bahşedilen öyle bir kolaylık ve ucuzluk ki, yarım akıllara İlâhî esrara karşı bir nevi horozlanma sevdasını veriyor, İlâhî esrarı çözülmüş şifre kâğıtları halinde sepete attırdığının farkında olmuyor; ve işte bu haliyle günümüzde İslâm Enstitülerine kadar sızmış ve bazı gruplar arasında modalaşmış bulunuyor.

Tasavvufu inkâr etmek, Resuller Resulünün ruhâniyet ve bâtınını tanımamaya varır ki, hem de sözde şeriatten yana görünmenin maskesi altında topyekûn ve en hain şekilde küfre ulaşır. Bu gibilerin (diyalektik) tekerlemeleri ise, (Sokrates)in buluşiyle, flüt çalana inanıp da flüte inanmamak derecesinde hayalî bir abes ve hamakat teşkil eder. Anlaşılmaza inanıyor da onun tecellilerindeki sırrîlik ve gizliliğe inanmıyor!

Koca İmam-ı Gazalî… Aklı akılla tükettikten sonra şöyle der:

“- Aklın hudut noktasına vardım ve gördüm ki, onunla erişmek boş hayâl… Peygamberin ruh feyzine yapışmaktan ibaret her şey… Öyle yaptım ve kurtuldum. Peygamberlik tavrı aklın ötesidir.”

Bunlarsa aklı tüketip ötesine geçenler değil, en iptidaî aklın tükettikleri…

“- İbn-i Teymiyeye, dini içinden zedeleyen kâfir…”

Bu sözü, ben söylemiyorum; “Altun Silsile”nin 33′üncü halkası, 14′üncü Hicrî ve 20′nci Milâdî Asrın « irşad kutbu » söylüyor.

Kocakarıların hayâl aynasındaki mevhum çizgilerle, Allah’ın esrar perdesindeki sonsuzluk nakışları ve tasavvufun sahtesiyle gerçeği arasında ayırd edici meleke, işte İbn-i Teymiyyede mevcut olmayan selim akıl ve mümîn kalbleri ışıldatıcı ilâhî nurdur. Nur yoksunu, o…

Kaynak: Türkiye’nin Manzarası

***
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: İslâm Önderleri | 14 Yorum »

GERÇEK GÜN YÜZÜNE ÇIKINCA

Yazan: zulfikar 26 May 2007

Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna ‘ayağınıza takılan şeyleri toplayın’ diye emir verir. Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:
-’Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımıza takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım’ diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.
İkinci grup ise:
-’Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordunun komutanına itaat etmek gerekir.’ diyerek az bir şey topluyorlar.
Üçüncü grup ise:
-’Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete mebnidir’ diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar. Bunu anlayınca, hiç almayan birinci grup:
-Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık’ diyerek pişman oluyorlar.
Az alan ikinci grup ise:
-’Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık’ diye sitem ediyorlar kendilerine.
Çok alan üçüncü grup ise:
‘Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık’ diyerek, fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.
İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlarda bulunacak.
Kafir olan:
– ‘Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda Cennete girseydik,ebedi cehennemden kurtulsaydık.’
Mü’min, fakat az sevabı olan:
-’Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım.’
Mü’min, çok sevabı olan ise;
-’Ah ne olaydı da Makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim, oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım…’ diyeceklerdir.
Rabbim bu misallerden ders alıp, Ahirette pişman olmayacağımız ameller işlemeyi nasip eylesin….

Yazı kategorisi: Hikaye ve Kıssalar | Yorum Yok »

Seyyid Kutb kimdir?

Yazan: zulfikar 20 May 2007

21.10.1977 tarihli Tercüman Gazetesinden

S. Kutup hakkında Necip Fazıl’ın son görüşü şöyledir:

Bir de Seyyid Kutup var… Kendisinden af dilemesini isteyen yakışıklı orangotan maymunu Nasır’a «Bir mümin bir münafıktan af dilemez!» cevabını veren ve kahramanca ölmeyi bilen bu zatı «Sahte Kahramanlar» konferansımda gerçek kahraman olarak göstermiştim. Fakat sonradan gördüm ki, Seyyid Kutup bir İbn-i Teymiyye meddahıdır ve kellesini kaptırdığı sosyalizma yularının zoruyla Hazret-i Osman’a adaletsizlik isnat eden ve dil uzatan bir bedbahttır.

idam edilmeden bu sapıklıklardan istiğfar ettiğini söyleyenler oldu. Eğer öyleyse tam kahraman ve şehit… Değilse, mücadelesi kafire karşı bir sapığın davranışından ileri geç­meyen bir zavallı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s